Türk Futbol Kulüplerine Kısır Döngüden Çıkma Reçetesi… / Eylül 2022

Türk Futbol Kulüplerine Kısır Döngüden Çıkma Reçetesi… / Eylül 2022

Türk Futbol Kulüplerine Kısır Döngüden Çıkma Reçetesi…

Türk futbolu hem milli takım bazında hem de kulüpler bazında bir patinaj içerisinde. Türk futbolunun hem milli takım hem de kulüpler bazında en büyük problemi sürdürebilir başarıdır. Hedeflerinin net olmamasıdır. Günü kurtarma politikaları yıllar içinde Türk futbolunu içinden çıkılmaz kısır bir döngünün içine sokmuştur.

Geçmişe yönelik şöyle bir inceleme yaparsak, Türk milli takımı dünya kupasına ancak 2 kez katılabilmiştir. (1954, 2002) 1954 Dünya Kupasında grup aşamasında elenirken, 2002’de büyük bir başarı göstererek üçüncü olmuştur. Avrupa Futbol Şampiyonasına ise 5 kez katılabilmiştir. (1996, 2000, 2008, 2016, 2020) 1996, 2016 ve 2020’de grup aşamalarında elenirken, 2000’de çeyrek final, 2008’de yarı final oynamıştır. Şu iki tablo sanki son 20 yıl içinde Türk milli takımında bir kıpırdanmanın olduğunu gösteriyor gibi gözükse de %15’i, 15-24 yaş grubu gençlerden oluşan 83 milyon nüfuslu bir ülke için kesinlikle bir başarı değildir.

Unutmayalım ki, Türk milli takımında son 20 yıl içinde Avrupa’da yetişmiş ve milli takımda oynamış ve oynamakta olan çok sayıda futbolcu bulunmaktadır. Bu başarılarda kendilerinin katkıları yadsınamaz.  Türk futbolu şu anda bir şekilde gurbetçilerine de bel bağlamış durumdadır.

Futbolun yönetimi hepimizin bildiği gibi çok fazla bacaklı bir iştir. Çok sayıda paydaşları vardır. Futbol Federasyonu, Futbol Kulüpleri ve Kulüpler Birliği, Merkez Hakem Kurulu, Profesyonel Futbolcular Derneği, Taraftarlar ve Taraftar Dernekleri, Sponsorlar , Medya Yayın Kuruluşları vb…

Normal koşullar altında, bir kulübün başarılı olabilmesi için futbol dünyasındaki paydaşlarının da en az kulüpler kadar başarılı ve iyi yönetiliyor olması gerekir. Ülke futbolunda federasyonun hedefleri ve stratejileri çok önemlidir. Türkiye Futbol Federasyonunun yönetim anlamında eleştirilebilecek pek çok yanı olabilir. Merkez Hakem Kurulu çok kötü ve yanlı da yönetim gösteriyor olabilir. Ülkenin ekonomik sıkıntılarından dolayı kulüplerimizin fayda sağlayabileceği sponsorluk anlaşmaları sınırlı ve kulüp markalı ürün satışları da düşüş halinde olabilir.  Kulüplerimiz T.C. Gençlik ve Spor Bakanlığı’ndan ya da Futbol Federasyondan imtiyazlar bekleyerek hayatlarını sürdüremezler. Aksine önce kendi hedeflerini belirlemelidirler. Bu doğrultuda doğru stratejilerini oluşturmalı ve uygulamalıdırlar. Performans ve verimlilik ölçümleri esas alınmalıdır.

Bir kulübün yasal 3 gelir kaynağı vardır. Bu tüm dünyada aynıdır.

  • Bilet satışı yani gişe geliri,
  • Pazarlama yani sponsorluk ve merchandising (markalı ürün satışı) geliri,
  • Yayın yani medya geliri

Bu 3 gelir kaynağı yeterli ve sürdürülebilir değil ise (yeterli ve sürdürülebilir bile olsa), yapılması gereken şey akademiye ve/veya scouting’e yatırımdır. Yani oyuncuyu yetiştirme, A takımında oynatma ve yurt dışına en uygun koşullarda satmaktır. Geliri ile de yine akademiye yatırımdır. Ülkemizin mevcut ekonomik koşullarından da kaynaklı olarak bu 3 gelir kaynağı en azından şu an için sürdürebilir bir yapıda olamayacağına göre, kulüplerimiz ya akademilerinden oyuncu yetiştirip, kendi kulüplerinde oynatıp, satacaklar ya da potansiyeli olan futbolcuları dünyanın bir köşesinde başarılı scouting ekipleri ile bulup, getirip, yine kendi kulüplerinde oynatıp, yine karlı bir şekilde satmak zorunda kalacaklardır. Türk futbolunda kulüplerimizin tek çıkış yolu AKADEMİ ve / veya OYUNCU TİCARETİ’dir. Akademi uzun vadeli bir yatırım iken Oyuncu Ticareti kısmen daha kısa ve orta vadeli bir yatırımdır. Her ikisi de pek tabi birlikte kullanılabilir.

Ama, bana sorarsanız, önce AKADEMİ’ye yatırım şarttır. Akademiye yatırım uzun vadeli bir yatırımdır.  Takip edilmesi gereken bir ekol ister.

Akademide tesis ile birlikte insana ihtiyaç vardır. Donanımlı eğitmenlere ihtiyaç vardır. Akademi eski adı ile altyapı tesis yatırımından ibaret değildir, konu o akademileri yönetecek insan kaynaklarına yatırımdır. Neticede bu kulüplerde farkı yaratan insanlardır. Tesisler sadece belirli kriterlerde olması gereken ilgili akademilerin tamamlayıcılarıdırlar.

Futbol globalleştikçe, kapitalizmin de etkisi ile takımlarımız kendilerini üst yapı takımları olarak görmeye başladılar. Alt yapılar hakir görülmeye başlandı. Evet, kapitalizm kolayı pompalamış olabilir, ama Avrupa’nın sermaye açısından ilk 10 büyük kulübü içinde olamayan kulüpler için akademiye yatırım yapmak büyük önem taşımaktadır. Gerçi bugün Barcelona, Manchester United, Bayern München’in akademilerini inceleyince aslında işin tamamen bir kültür olduğunu da anlamak gerekir. Akademiye yatırım bir gelenek ve kültür meselesidir.

Bir kulübün akademisinden yetişmiş bir futbolcu o kulübünün değerleri ile yoğrularak yetişmiş olacağından o kulübün ruhunu sahada en iyi şekilde yansıtacaktır.

Ama, dediğim gibi her şey en tepeden başlar, kulüplerimizin en tepesinden, (varsa) sahibinden başkanına, başkanından yönetim kurulu üyelerine, yönetim kurulu üyelerinden yöneticilerine, yöneticilerinden futbol direktörlerine, teknik direktörlere, teknik kadroya ve en nihayetinde futbolcularına kadar gider…

Dünyanın en önemli akademileri arasında, Barcelona (La Masia), Ajax, Manchester United, Bayern München, Sporting Lizbon, Sao Paulo, Santos, Southampton, Real Madrid (La Fabrica), Boca Juniors, River Plate, GNK Dinamo Zagreb, Stade Rennais bulunmaktadır.

Çok doğru uygulanmadıkça (Beşiktaş’ımız bu sezon çok doğru uygulamakta) yabancı futbol kulüplerinden sezonluk oyuncu kiralamak yerine, bu paraların çok daha azı ile akademiler kurarak, ya da kurulmuş akademileri geliştirecek üst yapımız ile uyumlu yabancı eğitmenleri ülkemize getirebiliriz. Avrupa’daki akademilerde sadece futbol anlatılmamaktadır. Bir kültür yaratılmaya çalışılmaktadır. Kulüp akademilerinde bir ekol seçilebilir. Uzun süreli bir anlaşma ile yatırımlar yapılabilir. Akademiler tamamı ile bu ekollerden birine ait eğitmenlere teslim edilebilir. Uzun vadeli hedefler belirlenebilir. Tabi tüm bunlar üst yönetimin bir stratejisi ve doğru kurgulanacak organizasyon yapısı ile mümkün olabilir.

Türkiye’den bir Ajax’ın, bir Benfica’nın çıkması hayal değildir, hayal olamaz! Zaten bir Ajax, bir Benfica olduğunuzda emin olun ki, yazımın ortalarında bahsetmiş olduğum 3 gelir kaynağı da kendiliğinden artacaktır.

Şimdi yazımın Beşiktaş’ımız ile ilgili kısmına geliyorum. Beşiktaş’ımız zaten ülkemizde akademisi ile ünlü bir futbol kulübüdür. Sayısız futbolcuyu akademisinden yetiştirmiş ve A Takımlarında yıllarca oynatmıştır. Ben doğru zaman, doğru yer ve doğru sözleşmelerle Akademimizden yetişen futbolcuların yurt dışına transferlerini destekliyorum. Ama tüm bunların Beşiktaş’ımızın değerlerine uygun yapılmasını istiyorum.

Son yorumum de Valerien İsmael’e. Ben kendisinin Beşiktaş’ımızın aradığı teknik direktör olduğunu düşünüyorum. Maç bazında zaman zaman hatalar yapabilir ki bu azalan bir seyirde devam edecektir.  Takımımız çok yeni. Tamamen alışma döneminde. 4-5 haftadan sonra gerçek Beşiktaş’ımızı görebileceğimizi düşünüyorum.

Saygılarımla,

Halit Selim Giray